Mithat Arslan
21 Şubat 2009 Cumartesi

Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri

1. Türkiye-Avrupa Birliği İlişkilerinin Tarihsel Gelişimi Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan beri Batı Avrupa Devletleri ile olan ilişkilerini geliştirmeye çalışmış ve bu devletlerin oluşturduğu farklı alanlardaki örgütlenmelere entegre olmayı hedeşemiştir. Bu bağlamda, Türkiye'nin 1948'de OEEC'ye, 1949'da Avrupa Konseyi'ne ve 1952'de NATO'ya üye olması, Batı doğrultulu bir entegrasyon politikası izlediğinin somut örneklerini oluşturmaktadır. Ankara Antlaşması aracılığıyla AET ile kurulan ilişkilerin yanı sıra 1987 yılında Avrupa Toplulukları'na (AT) ve 1988'de Batı Avrupa Birliği'ne (BAB) yapılan tam üyelik başvurusu ise Türkiye'nin Batı'ya yönelişini iyice güçlendirmiştir. Avrupa ülkelerinin oluşturdukları toplulukların dışında kalmamak, onlarla aynı şartlar altında gelişimini sürdürebilmek, topluluğun üyelerine sunmuş olduğu çeşitli faydalardan yarar sağlayabilmek ve de bir Avrupa ülkesi olabilmek için AB ile 1959 yılından günümüze uzanan bir ilişkiler sürecine dahil olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti, 1923 ile 1945 arasındaki dönemde yeni devletini kurma aşaması nda tarafsız bir dış politika izlemiştir. İkinci Dünya Savaşı'nı takiben Sovyet tehdidiyle karşılaştığında tarafsızlık politikasından vazgeçmiş ve yeni oluşmakta olan Avrupa örgütlerine üyelik için başvurmuştur. Böylelikle, doğru örgütlenmelere katılarak "Türkiye'nin Avrupalı olarak tanınmasını sağlama girişimi" kısmen başarılı olmuştur. Türkiye 1948'de OEEC, 1949'da Avrupa Konseyi ve 1952'de NATO üyeliğine kabul edilmiştir. Nihayetinde Türkiye'nin Avrupa seferi 1959'da AET'ye ortak üyelik için başvurmasıyla sonuçlanmıştır. Türkiye'yi bu başvuruyu yapmaya iten çeşitli etkenler vardır:
Tarihsel Etkenler
Tarihsel olarak bakıldığında, Avrupalılarca meydana getirilen ve diğer Avrupalılara açık tüm örgütlenmeler her zaman Türkiye'ye çekici gelmiştir. Çünkü Türkiye, Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarından itibaren yüzünü Batı'ya dönmüş, Avrupa gelişmelerini doğudaki gelişmelerin önünde tutmuştur. Bu yönelim, XIX. yüzyılın ortalarından itibaren Batılı ve Avrupalı olma iddiasına ve hedefine dönüşmüş, "çağdaşlaşma" ile "Avrupalılaşma" eşdeğer tutulmuştur.

Ekonomik Etkenler
Avrupa bütünleşmesinin hız kazandığı ve AET çerçevesinde bir Avrupa Ortak Pazarının kurulduğu yıllar, Türkiye'nin ekonomik açıdan en üst derecede bağımlı hale geldiği ABD ile ilişkilerinin gerginleştiği bir döneme rastlamıştır. ABD'den gelen ekonomik yardımların azalması ve bazı şartlara bağlanması, Türkiye'yi kendisine uzun dönemli kredi açabilecek yeni kaynak arayışlarına yönlendirmiştir. Ayrıca AET üyeleri Türkiye'nin dış ticaretinde en fazla paya sahip olan ülkelerdir. Türk ihraç mallarının Avrupa pazarına serbest girişini sağlamak ve iktisadi büyüme için bir uyarıcı bulmak ihtiyacı da AET'ye üye olma istemini güçlendiren etkenlerdendir.

Siyasal Etkenler
Türkiye'nin AET'ye: katılım için yaptığı başvuruya ilişkin olayları içine alan süreçte dönüm noktası, Yunanistan'ın AET'ye üyelik başvurusunda bulunmasıdır. Yunanistan'ın 15 Temmuz 1959'da AET'ye üyelik için başvurusu Türkiye'de büyük bir heyecanla karşı landı. Bu heyecanın birkaç önemli sebebi vardı: Yunanistan'ın başlıca ihraç ürünleri Türkiye'ninkilerle aynıydı. AET üyeliği,Yunanistan'ın, Türkiye'nin geleneksel olarak elinde bulundurduğu bazı pazarları ele geçirmesiyle sonuçlanabilirdi. Bu ise, Türkiye'nin dış ticaretini önemli ölçüde zedeleyebilirdi. Ayrıca Yunanistan AET'ye kabul edilir de ekonomisini ve buna bağlı olanak iç siyasal yapısını güçlendirirse, başta NATO olmak üzere, iki ülkenin birlikte üye olduğu tüm uluslararası platformlarda, Türkiye'den daha önemli ve vazgeçilmez bir ülke haline gelebilirdi.

Tüm bu etkenler, Yunanistan'ın başvurusundan sadece 16 gün sonra 31 Temmuz 1959 tarihinde Türkiye'nin de üyelik için AET'ye başvurmasına yol açacaktır. AET Türkiye ve Yunanistan'a karşı izlediği eşitlik politikasından taviz vermemek için her iki başvuruyu da kabul etti. Ne Yunanistan ne de Türkiye Topluluğa tam üye olarak kabul edilmeleri için gereken gelişme düzeyine erişemedikleri için, Topluluk her ikisine de "Ortaklık" statüsü verdi. Bu, "bir ya da daha fazla devlet ve hükümetler arası bir örgüt arası nda bazı işlevsel boyutların bütünleşmesini sağlarken, diğerlerini ayrı tutan bir çeşit kurumsal ilişkinin başlatılmasıydı". Yunanistan ve Türkiye "tam üyelik için tarihsel bir yükümlülüğe sahip Avrupa ülkeleriı olarak kabul edilmekteydiler ve dolayısıyla ortaklık anlaşmaları akabinde gerçekleşecek olası bir tam üyelik vaadini de içermekteydi.

2. Ankara Anlaşmasının Amacı ve Hukuki Özellikleri
Türkiye ve AET arasında 12 Eylül 1963'te imzalanan ve bir ortaklık anlaşması olan Ankara Anlaşması 1 Aralık 1964'te yürürlüğe girdi. Anlaşma bugün yürürlükten kalkmış bulunan AET-Yunanistan Ortaklık Anlaşması gibi ve diğer Ortaklık Anlaşmaları'ndan farklı olarak Topluluğa tam üyeliği öngörmektedir.

Ankara Anlaşması, Türkiye'nin Topluluğa tam üye sıfatıyla katılabilmesi yolunu açık tutmakta ve yürürlük süresine ilişkin bir hükümde taşımamaktadır. Bir diğer deyişle, Anlaşma'nın fesih hükmü yoktur. Bu nedenle, Anlaşma, amaçları gerçekleşene kadar yürürlükte kalacaktır. Anlaşmanın temel özellikleri; genel hükümleri içeren çerçeve bir anlaşma niteliğine haiz olması, kapsamının ek protokoller ve Ortaklık Konseyi Kararları ile geliştirilmesi, Anlaşmanın kurduğu ortaklık kurumlarının ikili ve eşitliğe dayalı olması, kararların oybirliği ile alınması, Anlaşmanın evrimsel yani aşamalı bir yapıya sahip bulunması ve bir aşamadan diğer aşamaya geçişin otomatik olmamasıdır.

Anlaşmanın Kapsamı
Esas Anlaşma'yı oluşturan maddelerde; ortaklık ilişkisinin amacı, gümrük birliğinin esasları, tanımı, malların kişilerin sermayenin ve hizmetlerin serbest dolaşımı, ulaştırma, rekabet, mevzuat ile ekonomik ve ticari politikaları n uyumlaştırılması, ortaklık organları, Türkiye'nin tam üyelik imkanları, ortaklık ilişkisinde çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümü gibi konular düzenlenmiştir.

Türkiye - AET Ortaklık Organları
Ankara Anlaşması'nın 6ncı maddesi, ortaklık rejiminin uygulanmasını ve gittikçe gelişmesini sağlamak için Akit Taraşarın bir "Ortaklık Konseyi" teşkil etmelerini; 24 üncü maddesi de, Ortaklık Konseyi'nin "görevlerinde kendisine yardımcı olabilecek her komiteyi" kurabileceğini öngörmektedir. Bu çerçevede kurulmuş Türkiye-AET ortaklık organları şöyle sıralanmaktadır:
Ortaklık Konseyi, Ortaklık Komitesi, Karma Parlamento Komisyonu, Gümrük İşbirliği Komitesi, Gümrük Birliği Ortak Komitesi.

Ankara Anlaşması'nın Dönemleri
1. Hazırlık Dönemi:
Türkiye açısından 1 Aralık 1964'te başlamıştır ve kapsamı geçici protokol ile mali protokolde belirlenmiştir. Bu dönemin en az 5 yıl, en fazla 10 yıl sürmesi planlanmıştır. Bu dönemde tek taraşı olarak Türkiye'ye kota avantajları (tütün, kuru üzüm, kuru incir, fındık) tanınmıştır. Bu dönem içinde kullanılmak üzere, Türkiye'ye 175 milyon ECU tutarında kredi de sağlanmıştır.

2. Geçiş Dönemi:
Geçiş döneminin hukuken başlaması, Katma Protokol'ün 1 Ocak 1973 günü yürürlüğe girmesiyle olmuştur. Bir diğer ifadeyle, gümrük indirimlerinin gerçekleştirilme amacıma yönelik Topluluk yükümlülükleri 1971'de, Türkiye'nin bu alandaki yükümlülükleri ise, 1973'te başlamıştır. Geçiş döneminin amacı, karşılıklı ve dengeli yükümlülükler esası temelinde gümrük birliğinin, gelişen bir şekilde yerleşmesini sağlamak ve Türkiye'nin ekonomi politikalarını Topluluğun ekonomi politikalarına yaklaştırmaktır. Ayrıca, Türkiye'nin kalkındırılmasını hızlandırmak amacıyla, Katma Protokol ile birlikte imzalanan İkinci Mali Protokol, Türkiye'ye 195 milyon ECU'lük bir kredi açmaktadır ve bu kredinin tamamı Aralık 1982 itibariyle kullanılmıştır.

3. Son Aşama:
Ankara Anlaşması'nın Katma Protokol ile düzenlenen Geçiş Dönemi'nin tamamlanmasını izleyen dönemde ise "Son Dönem" başlamaktadır. Bu dönem Türkiye ile AET arasındaki Gümrük Birliğine dayanır. Bu dönemde, taraşarın ekonomi politikaları arasındaki eşgüdümün güçlendirilmesi sağlanacaktır. Ankara Anlaşması, son dönem için bir süre saptamamış, bunu Madde 28 ile taraşara bırakmıştır.

3. Katma Protokol
23 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1 Ocak 1973'de yürürlüğe giren Katma Protokol, Geçiş Dönemi'nin uygulanmasına ilişkin şartları, usulleri, sıra ve süreleri belirlemektedir.

Gümrük Birliği esasına dayandırılmış bulunan ve 64 maddeden meydana gelen Katma Protokol, malların serbest dolaşımını gerçekleştirecek usul, sıra ve süreler de dahil olmak üzere,
- Kişilerin, hizmetlerin, sermayenin serbest dolaşımı,
- Ulaştırma, rekabet, vergileme ve mevzuatın yakınlaştırılması;
- Ekonomi ve ticaret politikalarının uyumlu hale getirilmesi konularını hükme bağlamaktadır.

Katma Protokol'ün ekonomik, sosyal ve siyasi niteliği Ankara Anlaşması ile paralellik göstermekte ve Protokol, Ankara Anlaşması'nın ekini oluşturmaktadır. Katma Protokol, bir "Uygulama Anlaşması" dır.

Protokole göre, Topluluğun Türkiye'den ithal edilen sanayi mamullerine uyguladığı gümrük vergileri ve miktar kısıtlamalarını Protokol'ün yürürlüğe girdiği tarihte sıfıra indirmesi öngörülmektedir. Katma Protokol, Topluluk açısından gümrük vergilerinin kaldırılması konusunda 4 istisna getirilmiştir.

Bunlar, bazı petrol ürünleri, perakende satışa arzedilmeyen pamuk ipliği, diğer işlenmiş pamuklu dokumalar, yün ya da ince hayvan kılından yapılma makina halılarıdır.

Türkiye ise, topluluk çıkışlı sanayi mallarına (AKÇT ve EURATOM hariç) karşı uyguladığı gümrükleri, 1973 yılından başlamak üzere, geçiş döneminde dış rekabet gücü kazanacağı düşünülen üretim dallarında 12 yıl, daha uzun bir süre sonunda dış rekabete açılabilecek sektörlerde ise, 22 yıl sonunda Topluluğun Ortak Gümrük Tarifesi ile aynı düzeye indirmekle yükümlüdür. Türkiye ayrıca üçüncü ülkelere uyguladığı gümrük tarifelerini de Topluluk Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) ile uyumlaştıracaktır.

4. Gümrük Birliği
Türkiye, ortaklık ilişkisinden bağımsız olarak, AET'yi kuran Roma Anlaşması'nın 237nci maddesine istinaden 14 Nisan 1987'de tam üyelik müracaatında bulunmuştur. AB Komisyonu Türkiye'nin tam üyelik müracaatına 1989 yılında verdiği yanıtta, Türkiye'nin AB'ne üyelik konusundaki ehliyetini kabul etmekle birlikte, Topluluğun kendi içindeki derinleşme sürecini tamamlanmasına ve gelecek genişlemesine kadar beklenmesini ve bu arada Türkiye ile gümrük birliği sürecinim tamamlanmasını önermiştir.

Bu öneri Türkiye tarafından da olumlu değerlendirilmiş ve Gümrük Birliğinin Katma Protokol'de öngörüldüğü şekilde 1995 yılında tamamlanması için gerekli hazırlıklara başlanmıştır. ?ki yıl süren müzakereler sonunda 6 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

6 Mart 1995'te alman 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararı, 66 madde bazı maddelere ilişkin ortak ya da tek taraşı 17 Bildirim ve 10 ekten oluşmaktadır. fiu konularda düzenlemeler yapılmıştır:
- Malların Serbest Dolaşımı
- Topluluk Ortak Tarım Politikalarına Uyum
- Topluluk Ortak Gümrük Koduna Uyum
- Mevzuat Uyumu
- Fikri Sınai Ve Ticari Mülkiyetin Korunması
- Rekabet Kuralları
- Devlet Yardımları
- Ticari Korunma Araçları
- Kamu Alımları
- Vergilendirme
- Kurumsal Hükümler
- Uyuşmazlıkların Çözümü

Gümrük Birliği'nin Sonuçları
Gümrük Birliği'nin en belirgin etkisi, pazarın genişlemesi ve dış ticaretin artmasıdır. Bunun yanında sektörel bazda farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Tarım, tekstil, giyim eşyası, deri ve mineral ürünler sektörleri kısa vadede olumlu etkilenirken makine, motorlu taşıtlar ve elektronik sanayi ürünleri olumsuz yönde etkilenmektedir. Gümrük Birliği'nin tamamlanmasıyla Türkiye AB ülkeleriyle entegrasyon istikametin de çok önemli bir yol katetmiştir. En azından, Türk ekonomisi ve sanayii Gümrük Birliğini tamamlayarak altından kalkılamayacak bir yük üstlenmediğini ispatlamış, dolayısıyla tam üyeliğin gerektireceği yükümlülükleri de zaman içinde üstlenebileceğini göstermiştir.

5. Avrupa Birliği'nin Genişleme Süreci ve Türkiye
Kopenhag Kriterleri
22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi'nde, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği'nin genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri de belirtmiştir. Bu kriterler siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olmak üzere üç grupta toplanmıştır.

Gündem 2000 Raporu
Avrupa Birliği 1993 Kopenhag Zirve Toplantı sında aldığı kararlar uyarınca eski Varşova Paktı ülkeleri olan Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerini kapsayan bir genişleme süreci başlatmıştır. AB Komisyonunun genişlemeye ilişkin stratejisine esas teşkil etmek üzere hazırladığı öneriler 16 Temmuz 1997 tarihinde "Gündem 2000" başlıklı bir raporda açıklanmıştır. Raporda MDAÜ ve GKRK'nin iki dalga şeklinde 2000'li yıllarda AB'ne tam üye olmaları öngörülmüştür.Türkiye ise genişlemenin kapsamına alınmamıştır.

Gündem 2000 raporunda Türkiye ile ilgili olarak, Gümrük Birliğinin tatminkar bir biçimde işlediği ve AB ile ülkemiz arasında ilişkilerin geliştirilmesi için sağlam bir dayanak teşkil ettiği, ancak siyasi durumun, mali işbirliği ile siyasi diyalogun 6 Mart 1995 tarihinde kararlaştı rıldığı şekilde sürdürülmesine imkan vermediği, Gümrük Birliğinin uygulamasının ülkemizin bir çok alanda AB müktesebatını başarıyla üstlenebileceğini gösterdiğini, buna karşılık ekonomimizin makro ekonomik istikrarsızlık kıskacını kıramadığı ifade edilmiştir. Siyasi konularda ise insan haklan ve Güney Doğu sorunu ile ilgili bilinen görüşler tekrar edilmiş ve bu soruna askeri değil, siyasi bir çözüm bulunması gerektiği ifade edilmiştir. Türkiye ise Komisyonun kendisini AB'nin halihazır genişleme sürecinden dışlayan Gündem 2000'deki önerileri hakkında olumsuz görüşlerini ortaya koyarak, AB'nin bu yönde bir tutum almasının Türkiye-AB ilişkilerinin müktesebatıyla ciddi biçimde çelişeceğini vurgulamış ve Lüksemburg Zirve Toplantısından beklentilerini açıkça ortaya koymuştur.

Lüksemburg Zirvesi (1997)
12-13 Aralık 1997 tarihlerinde Lüksemburg'da yapılan Avrupa Birliği Zirvesi'nde kabul edilen Sonuç Bildirisinin en önemli bölümü genişleme konusuna ayrılmıştır. Bu bildiri, genelde Komisyonun Gündem 2000 raporunda yaptığı önerileri benimsemekle birlikte, Türkiye için bunun ötesine giden bir içerik taşımıştır. Lüksemburg Zirvesi sonrasında varılmış bulunan noktaya bakıldığında Türkiye açısından şu unsurlar göze çarpmaktadır:
- Türkiye'nin tam üyeliğe ehliyeti bir kez daha teyit edilmiştir.
- Avrupa Birliği, Türkiye'yi tam üyeliğe hazırlamak için bir strateji tespitini kararlaştırmıştır.

Bu stratejide, Ankara Anlaşmasında öngörülmüş bulunan imkanların geliştirilmesi, Gümrük Birliği'nin güçlendirilmesi, mali işbirliği ve mevzuat uyumu gibi unsurlara yer verilmesi ve gelişmelerin düzenli olarak Ankara Anlaşması'nın 28. maddesi Kopenhag kriterleri ve AB'nin 29 Nisan 1997 tarihli deklarasyonu çerçevesinde gözden geçirilmesi öngörülmüştür.

Türkiye Hükümeti Lüksemburg Zirvesinin ertesi günü 14 Aralık 1997 tarihinde yaptığı açıklamada, AB'nin Türkiye yönelik yanlı ve ayırımcı tutumunu kınamış, bununla birlikte tam üyelik hedefini muhafaza ettiğini ve AB ile var olan ortaklık ilişkilerinin sürdürüleceğini, ancak bu ilişkilerin geliştirilmesinin AB'nin yükümlülüklerini yerine getirmesine bağlı olacağını, AB'nin mevcut zihniyet ve yaklaşımı değişmedikçe ilişkilerin ahdi çerçevesi dışındaki konuları AB ile ele almayacağını belirtmiştir.

Cardiff ve Viyana Zirveleri (1998)
15-16 Haziran 1998 tarihinde gerçekleşen AB Cardiff Zirvesi sonunda yayınlanan Başkanlık Sonuç Belgesinin genişleme ile ilgili bölümünde, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin genişleme sürecindeki konumunu nisbi şekilde iyileştiren bir üsluba yer verildiği görülmüştür. Belgede, bu kere Türkiye'nin "üyelik için ehil" olduğu ifadesinden vazgeçildiği, bunun yerine zımni bir şekilde "üyelik adayı" tanımlanmasının getirildiği gözlenmektedir. Belgede ayrıca, Komisyon tarafından Türkiye'yi tam üyeliğe hazırlamak için sunulan "Avrupa Stratejisi" onaylanmış, bu stratejinin Türkiye'nin önerileriyle de zenginleştirilebileceği vurgulanarak, hayata geçirilmesi için Komisyondan, gerekli mali desteğin sağlanması amacıyla çözüm yolları bulunması istenmiştir.

Helsinki Zirvesi (1999)
Türkiye, 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki'de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde oybirliği ile Avrupa Birliği'ne aday ülke olarak kabul ve ilan edilmiş, diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin, bir dille ifade edilmiştir.

Helsinki Zirvesi kararlarına göre, Türkiye, diğer aday ülkeler gibi bir Katılım Öncesi Stratejisinden yararlanacaktır. Böylece, Türkiye topluluk programları ve ajansları ile, aday ülkeler ile Birlik arasında, katılım süreci çerçevesinde yapılan toplantılara katılma imkanı na sahip olacaktır. Zirve Sonuç Bildirisi ayrıca, önceki AB Konseyi kararları çerçevesinde bir katılım ortaklığı hazırlanmasını öngörmektedir. Bu ortaklığın aynı zamanda, siyasi ve ekonomik kriterleri ile, üye ülke olmanı n gerektirdiği yükümlülükler ışığında ve AB müktesebatının üstlenilmesine ilişkin Ulusal Program ile bir arada, katılım hazırlıkları üzerinde yoğunlaşacağı belirtilmiştir.

6. Katılım Ortaklığı Belgesi
8 Kasım 2000 tarihinde Brüksel'de Avrupa Birliği Komisyonu tarafından açıklanan ve Türkiye'nin tam üyelik sürecinde yapması gerekenlerin özet olarak yer aldığı "Katılım Ortaklığı Belgesi" ile yeni bir döneme girmiş bulunmaktadır. Avrupa Konseyi tarafından onaylanması halinde tam resmi bir doküman haline gelecek olan bu belgeyle Avrupa Birliği, tam üyelik müzakerelerine başlamadan önce Türkiye'nin yapması gerektiği düzenlemeleri kısa ve orta vadeli olarak açıklamıştır.

Genel olarak adaylık süreci içinde Avrupa Birliğinin Türkiye'den hemen her konuda yapmasını istediği düzenlemeleri kapsayan Katılım Ortaklığı Belgesi, Avrupa Birliğinin tek taraşı olarak Türkiye'den olan taleplerini içermektedir. Adaylık sürecinde "Yol Haritası" olarak da adlandırılan, bu belge, AB için üye ülkelerin tam üyelikleri için gerekli görülen ekonomik, siyasi ve kurumsal konularda yapmaları gereken düzenlemelerin belirlendiği ve aday ülkelerden kısa ve orta vadede neleri yapmaları gerektiğinin açıklandığı resmi bir belgedir. Belgenin yayınlanmasına paralel olarak Türkiye, 2000 yılının sonuna kadar bu belge çerçevesinde kendisimden istenen konuları dikkate alarak adaylık süreci için yapacakları nı gösteren bir "Yapısal Uyum Programı" açıklayacaktır. Katılım Ortaklığı Belgesiyle, Avrupa Birliği aşağıdaki temel konulara ilişkin olarak Türkiye'den istediklerini açıklamıştır.

Buna göre Türkiye en geç dört yıl içinde; İdam cezasının kaldırılmasını gerçekleştirecek, Türkçe dışında, ülkede yaşayan herkesin kendi dilinde eğitim, televizyon ve radyo yayı nı yapmasını sağlayacak düzenlemeleri yapacak, Olağanüstü hal uygulamasına son verecek, İşkencenin önlenmesine yönelik her türlü sosyal, hukuki ve kurumsal tedbirleri alacak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde imzalamadığı bölümlere imza atacak, Milli Güvenlik Kurulunu, AB ülkelerindeki aynı düzeydeki kurumlar düzeyine çekecek, Kıbrıs'ta Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde taraşar arası çözüme destek olacak.


Tüm yazarlar için tıklayın

941
Tasarım / Kodlama : Talha