Yatağan Olağan Genel Kurulu Yapıldı

0
Bu habere ait 0 fotoğraf var.
İlgili Fotoğraf Galerisi için tıklayın
Haber / Duyuru05 Mart 2018 Pazartesi

Sendikamız Yatağan Şubesi 11. Olağan Genel Kurulunu gerçekleştirdi. Osman İlhan tekrar şube başkanlığına seçildi.

Yatağan Termik Santrali Sosyal Tesislerinde gerçekleştirilen genel kurula sendikamız Genel Başkanı Nurettin Akçul, Genel Sekreter Tamer Küçükgençay, Genel Mali Sekreter Zekeriya Aydın, Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Yasin Karatay, Genel Toplu Sözleşme ve Mevzuat Sekreteri H.Hüseyin Gürbüz ve Genel Eğitim ve Araştırma Sekreteri Ahmet Çümen katıldı, sendikamıza bağlı şubelerden başkanlar ve yönetim kurulu üyeleri katıldı.

Divan başkanlığını Genel Başkanımız Nurettin Akçul’un yaptığı kongrede şube başkanlığına Osman İlhan, şube başkan vekilliğine Kubilay, şube sekreterliğine Volkan Ergenç , şube mali sekreterliğine Enver Asar , şube teşkilat sekreterliğine de Onur Kavak seçildi.

Genel Başkanımız Nurettin Akçul burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Değerli delegeler,
Biliyorsunuz şu an ülke gündemimizin en önemli maddesi, ordumuzun Afrin’e düzenlediği Zeytin Dalı harekatı. Sınırımıza yuvalanmış terör örgütlerinin imhası adına düzenlenen bu harekatı, sonuna kadar destekliyoruz. Vatanımızın bölünmezliğini korumak adına mücadele veren Mehmetçiğimizle gurur duyuyoruz. Şehitlik mertebesine ulaşan kahraman askerlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize acil şifalar diliyorum.
15 Temmuz hain darbe girişimi gecesinde, demokrasi ve vatan savunmasında hayatını kaybeden şehitlerimizi de buradan tekrar anıyor, Allah’tan rahmet diliyorum. Şairin söylediği gibi. Can verir kahramanlar, vatanı yaşatmak için. Şehadete yürürken düğüne gider gibi giden kahramanlarımız var oldukça, bu ülkeyi kimse bölemeyecek ve hayallerine ulaşamayacak.
Allah askerimizi ve vatanımızı korusun.

Değerli arkadaşlarım,

Her platformda dile getirdiğim işçi sağlığı ve güvenliği uygulamalarıyla ilgili meramımızı, burada da vurgulamak istiyorum. Ülkemizde tek bir iş kazası ve ölümü yaşanmayana kadar da konuşmaya devam edeceğim.
Biliyorsunuz iş kazalarında Avrupa birincisi, dünya üçüncüsüyüz. Dünyanın en riskli ve en tehlikeli iş kolunda örgütlü bir sendikayız. Üzerimizdeki bu ağır sorumluluğun bilinciyle, işçi sağlığı ve güvenliği uygulamalarına ayrı bir önem veriyoruz. Soma’da, Ermenek’te, Siirt’te ve nice madenlerde emekçilerimizi madenlere kurban verdik. Acılarını hala milletçe unutmadık. Buradan madenlerde şehit olan emekçi kardeşlerimi bir kez daha saygıyla anıyor, Allah’tan rahmet diliyorum. Madencilik, doğası gereği özellik arz eden ve zincirleme olarak olumsuzlukları tetikleyen bir risk kolu. Denetim zincirlerindeki en ufak eksiklik, iş kazalarını beraberinde getiriyor.
Kanunlarda yapılan iyileştirmelerin, yaşadığımız onlarca maden kazasını önleyemediğini gösteriyor. Mevzuatlar, yönetmelikler tabi ki önemlidir ama; yeterli bir önlem değildir.

Kanunlardan daha da önemli olan vicdan muhasebesi yapmak, insan odaklı düşünmek ve önleme kültürünü oluşturmaktır İstatistikler kazaların yüzde 98’inin önlenebilir olduğunu gösteriyor. Hal böyleyken maden kazalarında ölen emekçilerimiz için fıtrattan demek, işçimize yapılan en büyük haksızlık olur. İşçi sağlığı ve güvenliği uygulamalarında, herkes payına düşen sorumluluğu eksiksiz yerine getirmelidir. Devlet, işveren, sendika ve işçiler , koordineli çalışmalı ve iş kazalarını önleme noktasındaki tedbirleri harfiyen uygulamalıdır.
İşçiler ama özellikle Maden işçisi, en iyi çalışma koşullarını hak eden emektar emekçilerdir. İyi beslenmeli, iyi ücret almalı ve iş güvenliği konusunda hiçbir aksaklığa maruz kalmamalıdır. Hayat standartları yükseltilmeli ve insanca bir yaşam sunulmalıdır.

Değerli dostlarım,

Biliyorsunuz bir de KİT’ler meselesi var. KİT’lerde çalışan 50 bin taşeron işçi arkadaşımız kadro beklemektedir. Bir milyon civarında taşeronu ağır iş yapmayanları kadroya alıyorsunuz, ama en ağır koşulda yani 20’de bir orana tekabül eden 50 bini bu haktan mahrum edeceksiniz. Buna ne gönlümüz razı, ne de vicdanımız. Ben Türk-İş başkanının bu konuda mücadele vermesine devam edeceğine, bu işin peşini bırakmayacağına inanıyorum. Bizlerin de bu haklı mücadelede sonuna kadar onun yanında olacağımızı bildirmek isterim.

Değerli dostlarım,
Yatağan deyince bir hakkı da iade etmemiz gerekiyor. Burada Türk tarihine ve işçi tarihine altın harflerle yazılacak bir mücadele verildi. Dile kolay 447 gün, tarihte görülmemiş bir mücadele örneği. Neydi kavgamız? Ekmek kavgası, aş kavgası, iş kavgasıydı. Bu haklı mücadelede Türkiye Maden İşçileri Sendikası hep burada oldu, tüm teşkilatımız burada oldu. Biz olamadıysak gönlümüz hep burada oldu. O mücadeleyi sonuna kadar destekledik ve sonuna kadar da yanlarında olduk. Geldiğimiz noktada özel firmalarla çalışmak zorundayız, onların da hiçbir kusuru olduğunu düşünmüyorum. Burada özellikle vurgulamak istediğim bir şey var, maden işçisini asgari ücretin biraz üzerinde bir ücrete mahkûm etmeyin. Geçinilebilir bir ücreti bizlere çok görmeyin.

Değerli dostlarım,
Gündemde şimdi de 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi var. Milli kuruluşlarımızın kar etmiyor bahanesiyle bir çırpıda satılması, elden çıkarılması, bu ülkeye ihanettir ve kapitalizme uşaklıktır. Cumhuriyetimizin ilk yıllarından beri üretimde olan fabrikalarımızın, bakkaldan sakız satar gibi satılması asla kabul edilemez. Özelleşme demek sağlıksız iş yeri demektir, Özelleşme, düşük ücret demektir, iş güvencesinin yok olması demektir. Özelleşme, esnek çalışma demektir, sömürü demektir, en önemlisi ölüm demektir.
Milli ve yerli üretim politikalarının desteklendiği bu dönemde , böyle bir özelleştirme hareketi çelişkidir ve mantık dışıdır. Mehmetçiğimiz sınırlarımızda toprak bütünlüğümüzü korumaya çalışırken, bizim de içerde milli kurum ve kuruluşlarımızı korumamız onlara olan borcumuzdur. Sendika olarak şeker işçilerinin arkasındayız ve özelleştirme karşıtı bütün politikaların da yanındayız.
Hepinize sevgi ve saygılarımı sunarken, Genel kurulumuzun işçilerimize, sendikamıza, çalışma hayatına hayırlı olmasını diliyorum”.

Genel kurulda bir konuşma yapan Osman İlhan da, özelleştirmede sıranın şeker fabrikalarına geldiğini, özelleştirme ile ülkenin hem varlıklarının, hem üretim gücünün hem de sağlığının tehlikeye atıldığını belirterek şunları söyledi:


“Özelleştirmelerde sıra şimdi de şeker fabrikalarına gelmiş durumda. Özelleştirilmek istenen şeker fabrikalarıyla ülkenin hem varlıkları, hem üretim gücü hem sağlığı hem de geleceği satılıyor. Şeker fabrikalarını önce satarak, sonra kapatarak pazarı tamamen sağlıksız yapay tatlandırıcılara, mısır şurubuna bırakılacak bir süreç başlamak üzere. Mısır şurubu ve nişasta üretiminde bir dünya devi olan Amerikan Cargill firmasının şeker fabrikalarının özelleştirilmesindeki rolünü ise ilerleyen süreçte hepimiz izleyip göreceğiz. Koşullar değişse de, zaman değişse de emperyalizmin sahnelediği oyun hiçbir zaman değişmiyor. Sendikaların, işçilerin pancar üreticilerinin, yöre halkının birleşerek bu özelleştirmelere karşı direnmesi gerekiyor. Biz ulusal çıkarlarımız için, milli güvenliğimiz için ve toplumsal sağlımız için dün özelleştirmeye karşıydık bugün de karşıyız. Biz maden işçileri olarak üretim sürecinde olduğu gibi hak ve hukukun korunmasında da, emek ve demokrasi mücadelesinde de öncü olmaya çalıştık ve öncü olmaya devam edeceğiz. Bu örgütlülüğü daha da genişletmeli ve sağlamlaştırmalıyız. Nerede bir maden işletmesi varsa sendikamız orada olmalı, nerede bir mücadele varsa maden işçisi orada olmalı”.

05 Mart 2018 Pazartesi

İlgili Foto Galeri
Tasarım / Kodlama : Talha