MADEN OCAKLARININ GÜVENLİ OLMASINI İSTİYORSANIZ 176 SAYILI ILO SÖZLEŞMESİNİ ONAYLAYIN

Başkandan Mesaj10 Aralık 2010 Cuma

Sevgili Maden İşçileri,
Uzun yıllardır, kamu kesimi toplu iş sözleşmelerinde sendikaların güçlerini birleştirmeleri için Türk-İş bünyesinde "Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmeleri Koordinasyon Kurulları" oluşturulmakta ve hükümet ile kamu kesimi toplu iş sözleşmeleri görüşmelerini Türk-İş yönetimi ile birlikte bu kurul yürütmektedir.

Yürütülen görüşmeler sonucunda, hükümet ile Türk-İş koordinasyon kurulu arasında genel olarak ücret ve sosyal haklarda sağlanacak artışları içeren bir çerçeve anlaşması yapılmaktadır. Sendikalar da, bu çerçeve anlaşmasının ardından kamu işveren sendikaları ile örgütlü oldukları kamu işyerleri için toplu iş sözleşme görüşmelerini yürütmekte ve bağıtlamaya çalışmaktadırlar.

Elbette ki, koordinasyon kurulları ile toplu iş sözleşmelerinde sendikaların güçlerini birleştirmeleri, ortak mücadele yürütmeleri ve dolayısıyla bu yolla verilen mücadeleyle daha iyi ücret ve sosyal haklar elde edilebilmesi açısından önem taşımaktadır.

Toplu iş sözleşme düzeninde ücrette hakkaniyeti sağlama açısından "Eşit İşe Eşit Ücret" ilkesinin de hayata geçirilebilmesi büyük önem taşımaktadır. Yani işin riskine, zorluğuna göre ücretlerde artış sağlanması da alınan ücret zamları kadar önemli olmaktadır. Ama çerçeve anlaşmaları ile ne yazık ki yıllardır, bu ilke hayata geçirilememiş, sağlanan global zamlar ve taban ücreti düzenlemeleri eşit işe eşit ücret ilkesinin sağlanmasında yetersiz kalmıştır.

Çünkü, toplu iş sözleşmesi müzakerelerinde bu haklı ve geçerli talebinize kamu işveren sendikaları çerçeve anlaşmasını gerekçe göstererek karşı çıkmaktadırlar.

Sendika olarak örgütlü olduğunuz kamu işletmesinin yöneticileri ile çoğu zaman mutabakata varmamıza ve işletme yöneticilerinin taleplerimizin haklı ve yerinde olduğuna ilişkin görüş bildirmesine karşın, çerçeve anlaşmasının dışına çıkıldığı gerekçesiyle, kamu işveren sendikası olumlu bakmayabiliyor. Çoğu zaman çerçeve anlaşması bir sınırlayıcı olarak ortaya çıkmaktadır.

İşte sendika olarak dünyanın en zor ve riskli işlerinden birisi yapan üyemiz maden işçilerinin yaptıkları işin zorluğuna ve riskine denk düşen ücrete almaları konusundaki haklı taleplerimiz, çabalarımız çoğu zaman kamu işveren sendikalarının "çerçeve anlaşmasının sınırları" gerekçesine takılmaktadır.

Sevgili Maden İşçileri,
Kamu kesimi toplu iş sözleşmeleri süreci yaklaşmaktadır.

Biz sendika olarak her zaman her alanda işçilerin örgütlü güçlerini birleştirerek, birlik ve dayanışma içinde mücadele edilmesinden yanayız.

Kamu kesimi toplu iş sözleşmelerinde de aynı anlayış içinde olduk .

Ancak, çerçeve anlaşması elimizi, kolumuzu bağlamaktadır.

Biz sendika olarak bu dönem, dünyanın en zor çalışma koşullarında ve iş riski yüksek bir iş kolunda çalışan üyemiz kamu işçilerinin iş riskine ve zorluğuna denk düşen ücret alabilmeleri, iş kolunun, işyerinin gereklerine uygun toplu iş sözleşmesinin hayata geçmesi, aleyhlerine olan ücret haksızlığın giderilebilmesi için elimizdeki tüm imkanlarla mücadele etmekte kararlıyız.

Gerekirse, bu amacımıza ulaşmak için sendikamızın başkanlar ve yönetim kurulunda da değerlendirmemiz sonucunda ortaya çıkacak yol haritasına göre çerçeve anlaşmasının dışında kalarak bu mücadelemizi vermeyi de tercih edebiliriz.

Haklı olduğumuz ve işletmelerin de çıkarlarına olacak konuda, tabii ki örgütlü olduğumuz kamu işletmelerinin yöneticilerinin de desteğini yanımızda görmek istiyoruz.

Ve en önemlisi, sizlerle, üyemiz siz maden işçileriyle birlikte yapmak istiyoruz ve yapacağız.

Sevgili Maden İşçileri,
Ne zaman ki bir Bakan, milletvekili veya siyasetçi bir maden ocağına girse, çıkışta kan-ter içinde kendinden öncekiler gibi uzatılan mikrofonlara aynı açıklamayı yapar: "Maden işçileri dünyanın en zor işini yapıyor. Bu ocaklara inip çalışan maden işçilerinin aldıkları paralar, analarının ak sütü gibi helal olsun, onlara ne kadar ücret versek azdır..."

Bakan, milletvekili veya siyasetçi, maden ocağında bu açıklamaları içtenlikle yapmaktadırlar. Maden işçiliğinin riskli ve zor çalışma şartları onları etkilemektedir. Ama, maden ocağında söylediklerini, maden ocağından ayrıldıktan bir süre sonra unutmaktadırlar. Ne maden işçilerinin riskli çalışma koşulları ne de işin karşılığı olmayan ücretle çalıştıkları akıllarında kalmaktadır.

Kalsaydı eğer, maden işçisinin çalışma ve ücret koşullarının düzeltilmesi konusundaki taleplerine kulak verilmiş olurdu.

İş kazalarında ölüm yoğunluğunda ilk sırada yer alan Türkiye'de maden ocaklarında taşeron yasaklanırdı. Yerinde ve sürekli denetim demek olan sendikalaşma ocaklarda teşvik edilirdi.

24 ülkenin onayladığı, ILO'nun Türkiye'de madenlerde iş sağlığı ve güvenliği sözleşmesi TBMM'de onaylanırdı. İç mevzuat bu sözleşme çerçevesinde gözden geçirilir, revize edilirdi. Etkili bir denetim, caydırıcı yaptırımlar hayata geçirilirdi.

Uluslararası üst kuruluşumuz ICEM'in ILO ile birlikte başlattığı ve sendikamızın da etkin biçimde rol aldığı ILO'nun 176 sayılı "Madenlerde İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesi" nin onaylanması çerçevesindeki kampanyaya kulak verilirdi.

Sendikamızın bu çerçevede yaptığı girişimlere tepki verilirdi.

Bugüne kadar ne yazık ki verilmedi.

Ama biz seslenmeye, çalışmaya devam edeceğiz. Yeraltından çıkıp güneşi görünce yeraltında çile tüketenleri unutanlara bir kez daha sesleniyoruz: Türkiye'nin iş kazalarındaki utanç tablosunu değiştirmek istiyorsanız; "Türkiye'deki maden ocaklarının güvenli, sağlıklı işyerleri olmasını istiyorsanız 176 sayılı ILO sözleşmesini onaylayın, iç mevzuatta bu sözleşmeye uyum çerçevesinde düzenlemeleri gerçekleştirin!"

Hepinize sağlıklı, huzurlu, mutlu günler diliyorum.

İsmail ASLAN
Genel Başkan
10 Aralık 2010 Cuma

Tasarım / Kodlama : Talha