GENEL BAŞKAN EKREM FEDAİ'NİN 13 ŞUBAT 2009 TARİHİNDE KÜTAHYA'DA YAPTIĞI KONUŞMA

Başkandan Mesaj16 Şubat 2009 Pazartesi

Başkanlar Kurulumuzun Değerli Üyeleri,
Sizleri şahsım ve yönetim kurulumuz adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sendikamızın olağanüstü genel kurulunun ardından ilk başkanlar kurulumuzu gerçekleştiriyoruz.

Değerli Başkanlar,
Genel kurula giden yolu ve süreci sizlerle birlikte açtık ve yaşadık.

Yaşanan değişimi sadece yönetim kurulunda iki kişinin değişimi olarak algılamıyoruz, sizlerin de böyle algılamadığını biliyorum.

Sendikamız üyelerinin, işçi sınıfının, halkımızın, ülkemizin yararına politikalar üretilmesi ve uygulanması, etkili, kararlı bir sendikacılık yapılmasının önündeki engellerin kaldırılması için bu gerekli, geciktirilemez bir değişimdi.

Olağanüstü genel kurulun ardından geçen zaman da zaten bunun kişi değişiminden öte, sendikal anlayışta, bakışta bir değişim olduğunu, yaklaşım ve uygulamaların gösterdiğine inanıyorum.

Sendika olarak olmamız gereken alanlarda, yerlerde, platformlarda tüm enerjimizle olmaya çalışıyoruz.

Hem sendikamızda, hem konfederasyonumuzda, sendikal birlik ve dayanışmayı, bütünleşmeyi hedef alan bir sendikal anlayışı hayata geçirmeye çalışıyoruz.

Bu çerçevede, konfederasyonumuzun aldığı her mücadele kararına, tüm gücümüz ve enerjimizle katılma/hayata geçirme çabası içinde oluyoruz.

Üyemizin, teşkilatımızın, halkımızın, ülkemizin yararına olan her faaliyetin içinde oluyoruz.

Söylemi ile eylemi, edimi örtüşen bir sendikal anlayışı hayata geçirmeye çalışıyoruz.

Sadece ve sadece üyelerimize ve üyelerimizi temsil eden organlarımıza hesap verme sorumluluğu içinde hareket ediyoruz.

Tabii ki, bunu sizlerin desteğiyle demiyorum, sizlerle birlikte gerçekleştirmeye çalışıyoruz ve çalışacağız. Üstlendiğimiz bu görevde Allah utandırmasın.

Değerli Başkanlar
Başkanlar Kurulumuzu küresel ölçekteki krizin ülkemizi derinden etkilemeye başladığı bir süreçte gerçekleştiriyoruz.

Ekonomik kriz, başta tekstil, otomobil ve metal sektörleri olmak üzere, tüm sektörleri etkilemeye başladı.

Şubat ayında açıklanan rakamlara göre, imalat sanayi son 7 yılın en büyük gerilemesini yaşadı.

2008'in son üç ayında 400-450 bin kişinin üzerinde yeni işsizin işsizler ordusuna katıldığı tahmin ediliyor.

Krizin bu yılın ortalarında iyice derinleşeceği ve ekonomide resesyon olarak adlandırılan bir durgunluğa yol açacağı tahmin ediliyor.

Değerli Başkanlar,
Hükümet ve özellikle Başbakan başlangıçta krizi görmezden gelmeye, fazlaca iyimser tahminlerle krizi yok saymaya çalıştı.

Kriz görmezden gelinemeyecek kadar etkilerini hissettirince, başka gündemler yaratarak, krizi yine yok saymaya çalıştılar.

Krizin varlığını kabullenildiğinde ise sayısız işyeri kapanmış, üretimi durdurmuş, onbinlerce, yüzbinlerce işçi kapı önüne konulmuştu.

Ne yazık ki, hükümet krize müdahale ve önlemlerde çok geç kalarak, adeta seyirci kalmıştır.

Hükümet, kriz konusunda bir yol haritası belirlememiş, belirleyememiştir.

Yüzbinlerce işçi işsiz kaldıktan sonra, işçi ve işveren örgütleriyle toplantılar yaparak, önlemler almaya çalışıyor..

Kısa süreli çalışma ödeneğinin artırılması, süresinin uzatılması gibi önlemler gerekli ama yetersiz ve pansuman bile olmayan önlemlerdir.

Temel çözüm durgunluğun aşılmasında, düşük gelirli, geniş tüketici kitlelerin alım güçlerini yükseltecek önlemlerin alınmasındadır.

İşten çıkarmaların hem ekonomik, hem de yasal olarak önüne geçilmesinde, kamunun kendisinin istihdam yaratmasındadır.

Özelleştirmelerin durdurulmasında, ücretlilerin istihdamının kolaylaştırılmasında, teşvik edilmesindedir.

Değerli Başkanlar,
Krizin faturasının toplumsallaştırılmasına, işçilere, çalışanlara çıkartılmasına sendikalar olarak karşı çıkmalıyız.

İşverenler krizi kendileri için bir fırsata dönüştürmeye çalışmaktadırlar.

İşten çıkarmaları bir santaj olarak kullanıp, esnek çalışma biçimlerini dayatmaya çalışmaktadırlar.

Emek cephesi işverenlerin bu girişimlerine set çekmek, hükümete taleplerini duyurmak için alanlara çıkıyor.

Sendika olarak alanlardaki yerimizi alacağız.

Bu hafta sonundaki mitingde de, sonraki mitinglerde de, Türkiye Maden-İş artık tüm eylemlerde olduğu gibi, kitlesel olarak, en geniş katılımla yer alacaktır.

Değerli Başkanlar,
Kriz sektörümüzü de etkiliyor. Belki enerjiye hammadde üreten işletmeleri etkilemiyor ama, diğer maden işletmelerini etkiliyor.

Madencilik ihracatı, özellikle Avrupa Birliği, Amerika ve Japonya'ya ihracat, kriz nedeniyle olumsuz etkileniyor.

Son üç ayda ihracat yüzde 15'ler düzeyinde geriledi. Ancak, henüz deyim yerindeyse kardan zarar ediliyor.

Ancak, krizin üretim sektörlerindeki etkisi sürerse Türkiye madencilik sektörünü ihracata bağlı olarak daha fazla olumsuz etkileyecektir.

İşten çıkarmalar yoğunlaşacaktır.

Madencilik ülkemizde ithalata bağımlı olmayan iki sektörden birisi durumundadır.

Hükümetin madencilik sektörüne krize karşı ayakta kalması için yeterli desteği vermesi gerekir.

Bu çerçevede, işkolumuzdaki meslek odalarının, işveren kuruluşlarının, emek örgütlerinin yürüttüğü çalışmalara ortak oluyor, destek veriyoruz.

Değerli Başkanlar,
Ülkemizde ekonomik kriz başta olmak üzere, çok önemli sorunlar ve gündemler yaşanırken, bir soruşturma ve dava tüm gündemleri geri plana itti ve itmeye devam ediyor.

Ergenekon adı verilen soruşturma ve dava derin devlet çetelerini, darbe örgütlenmelerini yargı önüne çıkartmak iddiası ile yola çıktı.

Kamuoyunca yıllardır bilinen ama soruşturulmayan veya yargı önüne çıkartılmayan devletin bir kısım organlarının içinde, yanında yuvalanmış çete üyelerini yargı önüne çıkarttı.

Bu yönüyle, soruşturma, dava destek buldu.

Ama süreç içinde Ergenekon soruşturması, davasında ortaya çıkan durum, bu soruşturmaya, kaygı ve şüpheyle bakılmasına yol açtı.

Bu şüphelere yol açan gelişmeleri bir hatırlayalım:
İddianame, darbe dönemlerinde bile görülmeyen biçimde uzun bir sürede hazırlandı, ek iddianame ise hala yok.

Bir buçuk yılı aşkın tutuklu kalıp ifade veremeyen sanıklar oldu. Soruşturma, dava o kadar genişletildi ki, birbiriyle ilişkili olması muhtemel olmayan, ortak noktaları belki hükümete karşı muhalif olma niteliği taşıyan kişiler biraraya getirildi.

Bu ülkeye hizmet etmiş, eden, toplumda belirli konumu bulunan, örgütsel temsiliyetleri olan kişilerin evleri, basılarak arandı, ne ile suçlandıkları somut olarak belli olmadan gözaltına alındılar.

Soruşturmanın gizliliği ilkesi, Türkiye?nin yargı tarihinde hiç bu kadar ihlal edilmedi.

Biliyorsunuz, Türk Metal Sendikası arandı, suç delili arandı. Genel başkanın evi basıldı.

Ergenekon soruşturması, adeta hükümetin kendisine yakın uzak tehdit gördüğü, genel toplumsal muhalefeti sindirmek için kullandığı bir dipsiz kuyuya dönüştü.

Bizce daha önemlisi yargıya güven zedelendi.

Milyonlarca insanın telefonlarının dinlenmesi, telefon kayıtlarının gazetelerde dolaşması, toplumsal paranoya oluşturdu.

Biz sendika olarak devletin içinde, dışında yuvalanmış ne amaçla kurulmuş olursa olsun, çetelerin dağıtılmasını, yargı önüne çıkartılmasını istiyor ve destekliyoruz.

Ancak, Ergenekon soruşturma ve davasının ekonomik kriz başta olmak üzere önemli gündemleri arka plana iten bir dava olarak kullanılmasına;

Hükümetin kendisine karşı olduğunu düşündüğü kişileri, kurum temsilcilerini sindirmek için kullandığı bir soruşturmaya dönüştürülmesine, yargının, polisin bu dava ile yıpratılmasına karşı çıkıyoruz.

Değerli Başkanlar,
Biliyorsunuz gündemimizde kamu kesimi toplu iş sözleşmeleri süreci var. Sözleşmelerin seyrini genel olarak belirleyecek üç temel etken var:
İlk olarak bir ekonomik kriz sürecinden geçiyoruz. Bu süreç özellikle özel sektör toplu iş sözleşmelerinde ama bir ölçüde de kamu kesimi toplu iş sözleşmelerinde karşımıza daha az artış ve hak vermek için çıkartılacaktır.

Genel olarak sözleşmelerde, kriz süreci, iş yasasında yer alan esneklik uygulamalarının hayata geçirilmesi için bir gerekçe olarak ortaya konulacaktır.

İkinci olarak; yerel seçimler süreci sözleşmelere etki edecektir.

Yerel seçim süreci, sözleşmelerde hükümetin olumlu/ılımlı yaklaşımına yol açacaktır.

Üçüncü etki ise, Türk-İş hareketi olarak bizlerin bu süreçte ortaya koyacağımız, birlik, dayanışma, kararlılığımız olacaktır.

Seslerimizi ne kadar tek bir sese dönüştürebilirsek, farklılıklarımızı ne kadar asgariye indirebilirsek, ne kadar dayanışma içinde olursak ve ne kadar ortak bir kararlılığımız olursa sözleşme sürecinden o kadar karlı çıkarız.

Değerli Başkanlar,
Sendikacılık hareketi olarak sürekli kan kaybediyoruz.

Toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısı 850 bin kişinin altına düştü. Bu resmi rakam.

Sendikal örgütlenme oranı ise, tüm işçiler göz önüne alındığında yüzde 7 düzeyine bile çıkmıyor.

Dahası bu yüzde 7?de üç konfederasyona bölünmüş durumda.

Örgütsel parçalanma olduğu gibi, birlik ve dayanışma ruhu da yok.

Dahası, bu konfederasyonlardan birisi hükümeti arkasına alarak diğer iki konfederasyonu ve özellikle Türk-İş?in üyelerini zor ve baskıyla kendi sendikalarına üye yapmaya çalışıyor.

Bu durum sendikal birliği dinamitliyor.

Bu kadar az sendikal örgütlülükle, bu kadar parçalı yapıyla haliyle sendikalar olarak temsil ettiğimiz kesimlerin haklarını yeterince savunamayacağımız gibi, toplumsal etkimiz ve desteğimiz de yok denecek düzeyde olur.

Bu nedenle, gerçekten sendikal örgütlenme bizlerin hep temel gündemi oldu ve olmak zorunda.

Kimse gerçek anlamda bir sendikal örgütlenme çalışmasını, sendikaya bir mali külfet olarak göremez.

Biz, geçmişte buna benzer anlayışlara karşı çıktık ve bu anlayışları tasfiye ettik.

Sendikal örgütlenmeyi teşvik etmek, zemin hazırlamak için bir kampanya başlattık.

Şube başkanı arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. asın toplantılarıyla kampanyaları başlattılar.

Bu kampanyanın devamını yerel seçimlerin ardından sürdüreceğiz.

Şimdiden sizlere bu çalışmanızda başarılar diliyorum.

Genel merkez yönetimi olarak, biz, örgütlenmeyi sendikamızın en öncelikli faaliyeti olarak gördüğümüzü tekrarlamak istiyorum.

Değerli Başkanlar,
Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.
16 Şubat 2009 Pazartesi

Tasarım / Kodlama : Talha