8. OLAĞAN GENEL KURULUMUZU GERÇEKLEŞTİRİRKEN...

Başkandan Mesaj31 Mayıs 2007 Perşembe

Genel Kurulumuzu gerçekleştirirken, sendikacılık hareketi olarak ülkemizde olumlu bir tablonun olduğunu söyleyemeyiz. Yalnızca ülkemizde değil, genel olarak dünya sendikacılık hareketi açısından da olumlu bir tablonun olduğunu söylememiz mümkün değildir.

Yalnızca ülkemizde değil, genel olarak tüm dünyada sendikacılık hareketi önemli sorunlar yaşıyor. Uygulanan yeni liberal ekonomik politikalar, küresel rekabetin olumsuz sonuçları, üretim sürecindeki ve işçinin niteliğindeki değişimler, sektörel kaymalar başta olmak üzere anti-sendikal nitelikteki uygulamalar nedeniyle sendikacılık hareketlerinin kriz olarak nitelendirilebilecek bir süreci yaşadığı genel bir kanıdır.

Krizin belirtileri olarak ortaya konulanlar ülkemiz sendikacılık hareketi için de geçerlidir: Sendikaların üye sayılarında düşüş, temsil yeteneğinde azalma, kazanımlarda kayıplar, siyasal süreçlerde etkisizlik, sendikal güven katsayındaki azalma. Son çeyrek yüzyı lda ve özellikle 1990?larda hızlanan biçimde gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere sendikalar üye kaybetmektedirler. Bu kayıplar bazı gelişmiş ülkelerde yüzde 20?lerin üzerine çıkmıştır. 2000?li yılların başında genel bir toparlanma gözlenmekteyse de genel eğilim hala sendikaların üye kaybetmeleri doğrultusundadır.

Dünya genelinde ve özellikle AB ülkelerinde sendikaların ve sendikal birliklerin gündemini bu olumsuz gidişe engel olacak, yeniden silkiniş ve etkili bir ayağa kalkışı sağlayacak sendikal politikaların üretilmesi oluşturuyor. Bu konuda tartışmalar, arayışlar sürüyor. Bu arayış ve tartışmalar sonucunda krizden çıkış bir dizi model ve uygulama önerisi ortaya konuluyor. Ancak çözüm olarak önerilenlerin üç ortak unsuru ön plana çıkıyor: Örgütlenme, sendikal birleşme ve sendikaların yeni koşullara, yeni iklime göre yapı ve anlayış olarak kendilerini uyarlamaları?

Gerçekten de sendikacılık hareketinin, güçlenmesinin yolu öncelikle örgütlenmek, mutlaka örgütlenmekten geçiyor. Bu konuda çeşitli sendikalar ve uluslararası sendikal birlikler düzeyinde çeşitli projeler geliştirilmektedir. Ama, her ülkenin ve özellikle AB ülkelerine göre bizim ülkemizin çok özgün koşulları var. Bu özgünlük, ekonomik, sosyal, demokratik ve siyasal nitelikler taşıyor. Bu nedenle geliştirilen örgütlenme stratejilerinden belki yararlanılabilir ancak, model olarak alınıp kullanılması mümkün görünmemektedir.

Ülkemizde örgütlenmenin somut güvencesi yoktur. Kısmi bir güvence getiren iş güvencesi düzenlemesinin AKP Hükümeti döneminde 30 ve daha az işçi çalıştıran işyerlerinde çalışan işçilerin iş güvencesi kapsamından çıkartılması ve tazminat sürelerinin kısaltılması güvenceyi daha etkisiz kılmıştır. Ayrı ca, yine bu hükümet döneminde çıkartılan 5538 sayılı yasanın 18. maddesi ile kamudaki taşeron işçilerin asıl işyerindeki işçilerin yararlandığı haklardan yararlanmalarının yasaklanması da örgütlenme özgürlü ğüne vurulan bir başka darbe olmuştur. Sendikalaşma özgürlüğünün somut güvencesinin sağlanması, taşeron işçilerinin ana işyerindeki toplu iş sözleşmesinden yararlanmalarını yasaklayan düzenlemelerin ortadan kaldırılması başta olmak üzere, çalışma hayatını düzenleyen yasaların anti-demokratik unsurları ndan arındırılması mücadelesi geçmişte olduğu gibi bundan sonra da verilmeye devam edecektir.

Ancak, biz sendikalar olarak tüm bu koşullara karşın yeni örgütlenme stratejileri geliştirmeli ve örgütlenmeliyiz. Bu yeni örgütlenme stratejisinin en temel unsuru ?birlikte örgütlenmek?, ?dayanışma içinde örgütlenmek? olmalıdır. Bu çerçevede Türk-İş bünyesinde geçtiğimiz dönemde hayata geçirilemeyen ?ortak örgütlenme? projesi hayata geçirilmelidir.

Ve sendikal birleşmeler...
Uluslararası konfederasyonlar bile küresel şirketlere ve küresel sermayeye karşı daha güçlü olmak için birleşmektedirler. Örneğin, Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu ile Dünya Emek Federasyonu birleşerek ?Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu? adını almışlar, ortaya 180 milyon üyesi olan dev bir işçi birliği çıkmıştır.

Ülkemizde de sendikal birleşme ve bütünleşmeler konfederatif düzeyde sağlanmalıdır.

Sendikalar olarak yeni koşullara göre yapı ve anlayı ş olarak kendimizi uyarlamalıyız. Hızlı karar alabilen, bu kararları hızla hayata geçiren, rahatçılıktan uzak, amatör ruhu yeniden sendikal anlayışa hakim kılmış bir sendikal yapı ve anlayışı oluşturmalıyız.

Her kriz sorun olduğu kadar her zaman yeni fırsatların da kapısını açar. Kurumların mevcut durumları nı sorgulamalarını, gözden geçirmelerini, yeni politikalar üretmelerini sağlar. Sendikacılık hareketi olarak içinde bulunduğumuz süreci de böyle değerlendirmeliyiz.

Ülkemizi yönetenlere ve seçim sürecine girildiği şu günlerde yönetmeye aday olanlara şu noktayı hatırlatmakta yarar var: Sendikalar sadece, çağdaş katılımcı demokrasinin işler kılınması ve toplumsal üretimin toplumsal refaha dönüştürülmesinin en önemli araçlarından birisi değildirler. Aynı zamanda, kayıtdışıklıkla mücadelenin, huzurlu, güvenli, barışık bir toplumsal yaşamın sağlanmasının da en önemli kurumlarından birisidir.

Sendikal hak ve özgürlüklerin önünü açmak, işleyen katılımcı bir demokrasinin, üretimin adil bölüşüldü ğü, huzurlu, barış içinde yaşayan, insanların birbiriyle barışık olduğu bir toplumun da önünü açmak demektir.
31 Mayıs 2007 Perşembe

Tasarım / Kodlama : Talha